Bu hafta konumuz hayatın her alanında yer alan bilim dallarından biri olan Pazarlama.

05 Aralık 2019, Perşembe

Pazarlama evden işe, siyasete, din ve devlete, kısacası her yere girmiş, sokulmuş bir konudur.  Normalde iş terimi olarak kullanılsa da, asıl olan hayatın içinde olması ve bizim bunu fark etmiyor olmamızdır.


Günlük hayatta çarşıya çıktığımızda beğendiğiniz bir tekstil ürününün, büyük bedeni olmadığında satıcının ‘giydikçe açılır ‘demesi ya da tersi bir durumda ‘yıkayınca çeker’ şeklinde satın almaya ikna çabaları yanında, aylarca süren ‘bitiriyoruz zararına satış’ yazılı vitrinlerin fırsat yazıları gibi var gibi görünen indirimlerin hepsi, pazarlamanın içinde yer almaktadır. Bunlar tamamen tüketiciyi ikna etme çabaları üzerine kuruludur. Hiçbir satıcı, benim malın kötü ya da kalitesiz gibi kelimeler ile pazara çıkmaz. Sorsanız en iyi ürün hep satıcınındır, öyle de olmalı zaten; aksi halde kendi sattığına inanmayan kişi, malını da satamaz.


Firmaların ürün ya da hizmetler için yaptığı pazarlama faaliyetlerini, bizlerde sosyal yaşam da kullanmalıyız. Pazarlama denilen bilim iş hayatının yanında sosyal yaşamda da son derece kıymetlidir; satıcı karşısında yer alan alıcıyı nasıl ikna etmek için çırpınıyorsa, aynı şeyi günlük yaşamda da ailemize, çevremize yapmamız gerekmektedir. Bir evlat, ne kadar iyi olduğunu ailesine, bir torun ne kadar düzgün biri olduğunu büyüklerine, bir kadın en iyisi olduğunu eşine, kayınvalidesine ve kayınpederine hissettirmelidir. Bir başkan ne kadar iyi hizmet verdiğine, bir devlet büyüğü seçilmişlerin en iyisi olduğuna toplumu ikna etmelidir. İş görüşmesine giden kişi, o iş için biçilmiş biri olduğunu karşı tarafa pazarlamalı, hatta o işi almalı ve dönmelidir. Çok şahit oldum aranan nitelikler de olmamasına rağmen, gelip kendini süper anlatıp, allayıp pullayıp işi garantileyip gideni. Bazen konuşuruz halk arasında bu kişi bu mevkide nasıl kalıyor, nasıl yapıyor, aslında bu kadar çok becerisi yok diye… Tam da bu işte anlatmaya çalıştığım. Beceri pazarlama becerisi, ilişki becerisi…


Bu anlattıklarıma sıcak bakmayan, ben böyleyim, benim huyum bu, tüyüm şu, ben kimseye kendimi anlatamam diyen bireyler iş yaşamı ya da sosyal yaşamda geri kalanlardır. Bizler sosyal ortamda var olan, o ortamlarda gelişen ve büyüyen hatta ve hatta o ortamda ölüp, sosyal çevremizce de toprağa verilen varlıklarız. Kendimizi ne kadar iyi anlatıp, ne kadar düzgün ilişkiler oluşturursak,  sosyal hayatta da o kadar mutlu oluruz. Bir anne babanın, evladı hakkında güzel sözler etmesi, bir kişinin çevresinde sayılan ve sevilen insan olması, özellikle bireyde ciddi olumlu etkiler oluşturmaktadır. Bu tür insanlar araştırmalar sonucu genelde mutlu, yaşama istekli ve geleceğe sağlam bakan kişiler olduğu görülmektedir. Hani bazen derler ya bu kişi de şeytan tüyü var diye …İşte o tüy buradan geliyor .O tüy pazarlama ve insan ilişkileri temelli tüy ..


London School of Economics prof.  Satoshi Kanazawa yaptığı araştırma sonucu küçük yerde yaşayanların daha mutlu olduğu, insanlarla ilişkilerinin daha rahat olduğu ve kolay etkileşime girebildikleri gözlemlenmiştir. Yine başka bir araştırma sonucu kendini iyi anlatan, iyi ilişkiler kuran ve çevresi tarafından iyi olduğuna inanılan insanların hayatta çok iyi makamlarda yer aldığıdır.
Biz küçük yerde yaşayıp kendimizi iyi anlatamıyorsak o zaman kıyıda, köşede kalmış, etkisiz anlamsız biri olmaya mahkûmuz….Fakat unutmayın ki ifade etme yeteneği ,ilişki kabiliyeti ,iş ve sosyal hayatta size mutluluğu getirecektir. Deneyin ve görün!